{ My Chemical Romance – To The End }

VIII. Cennet’in Kilitli Kapısı (II)

 

{ My Chemical Romance – To The End }

 

Mace insanları iterek koşuyor, itirazlara ve sarhoş küfürlere aldırmadan tanıdık bir yüz görmeye çalışıyorken bir an sonra Eliza’nın önüne çıktığında genç kadının kollarını tutarak sarsar:

“Isabel’e bir şeyler oluyor, Sam az önce aradı, nerede olduklarını gördün mü?”

Eliza karşısındaki adamın korku ve öfke dolu bakışlarına karşılık başını iki yana sallar, “Hayır! Ne oluyormuş?”

“Bilmiyorum, ama bir şeyler oluyor—ISABEL!” Mace’in sesi müziğin gürültüsü içinde kaybolup giderken Eliza onun kollarını indirerek sağ tarafta daha tenha olan bir yeri gösterir.

“Sen oraya bak, ben şu müziği kesip ışıkları açtıracağım!”

Mace derhal o tarafa döner, Eliza da tam tersi yönüne giderek ikinci katın merdivenlerine koşar. Deri pantolonlu melek insanları iterek basamakları birer ikişer tırmanır, kalabalık koridorun sonundaki DJ kabinine dalarak plakların başındaki adamın kulaklığını çıkarıp kablolarını çekerek vahşi bir şekilde sesi keser, sonra da mikrofona uzanarak kalabalığa seslenir:

“Lütfen dikkat! Etrafınıza bakın ve Isabel Alvaro’yu görürseniz yardım edin! Tekrarlıyorum, Isabel Alvaro’yu görenler derhal yardım etsin ve birileri ambulans çağırsın!”

Kalabalık bir anda dalgalanarak etrafına bakmaya başlarken Eliza kabinden çıkıp küçük odanın etrafını dolaşır ve büyük spotların arkasına geçerek yanmayan bir tanesini yakalayıp yanındaki kolu indirir. Bir anda bembeyaz bir ışık karanlık salonda parlarken Eliza büyük spotu kalabalığın üzerinde çevirerek Isabel’i arayanların önünü aydınlatır.

 

 

“Lütfen dikkat! Etrafınıza bakın ve Isabel Alvaro’yu görürseniz yardım edin! Tekrarlıyorum, Isabel Alvaro’yu görenler derhal yardım etsin ve birileri ambulans çağırsın!”

Megan ve Matt sesin kesilmesinin ardından Eliza’yı duydukları anda ayağa fırlarken Megan kalabalığın arasına karışmak için atılacak olur, ama Matt onu kolundan yakalayarak yanına alır. “Bekle!”

Megan sendeleyerek dururken şokla onu durduran adamın suratına bakar. “Ne demek bekle!? Isabel’i bulmamız gerek!”

“Eğer şimdiye kadar kimse Isabel’i görmediyse daha ciddi bir şey var demektir—“

“Tam da o yüzden bulmamız gerek, bırak kolumu!” Megan silkinerek Matt’in tutuşundan kurtulur ve hızla atılarak insanların arasına dalarken Matt de onun ardından atılır.

“LUCINE—MEGAN! BEKLE!”

Megan arkasındaki adamın hatasını duymamış, insanları iterek kendine yol açmaya çalışıyorken birazdan kalabalığın arasından çıkan Sofie onu yakaladığı gibi yanına alır. “Megan! Buraya gel! Seni de kaybedemeyiz!”

Megan şokta, çekiştirilmeye izin veriyorken sorar:

“Isabel kayıp mı!?”

“Bir tek Isabel olsa iyi, Sam de yanındaymış, ikisi de ortada yok—“

“Sam de mi kayıp!? Sofie! Bırak beni!” Megan, çığlıkla öfkeli bir haykırış arasında kalmış bir sesle bağırarak kollarını çekmeye çalışıyorken Sofie ondan daha kararlı ve güçlü, neredeyse tırnaklarını onun koluna batıracak kadar sıkı tutarak genç meleği insanların arasından çıkarmaya çalışıyordur. İkisi birlikte arkada açılmış bir kapıdan açık havaya çıktıklarında Megan ağlıyor, onun koluna vurarak kendini Sofie’nin ellerinden kurtarır. Mavi gözleri korkuyla parlayan melek hızla dönerek tekrar içeri girecekken kapıdan çıkan Matt onu omuzlarından sararak dışarı ittirir. “Hayır!”

“Bırak beni! Bırak dedim—sen kimsin ki beni zorla burada tutuyorsun, ÇEKİL! SAM!”

Megan içeri doğru Sam’in adını çığlık çığlığa bağırıyorken yavaş yavaş toplanan meleklerin arasına Biana da katılmış, diğerlerini bir kenara alarak Megan’ı Matt’in kollarından alır. “Megan, bana bak tatlım...”

Megan ağlayarak Biana’nın kollarına tutunurken içeriye bakıp, parça parça olmuş kelimelerle konuşur:

“Bu yüzden istememiştim! Ona ne olacak, Biana? Ona ne olacak!? Neredeler!?”

Biana en genç meleğine sarılarak saçlarını okşar ve ikisini de mutlaka bulacaklarını söyleyerek ona söz verirken karanlık sokakta polis arabalarının sirenleri duyuluyor, mavi ve kırmızı ışıkları bu sefer daha acı bir şekilde karanlığı yarıyordur...

 

 

{ Hideki Taniuchi - Fuan }

 

Sam hafifçe inleyerek başını çevirir ve elini ağrıdan patlayacakmış gibi olan kafasının tam tepesine götürerek gözlerini açar. En son hatırladığı zifiri karanlıktan sonra şimdi kendini bulduğu yer penceresiz, donuk ışıklı bir odayken genç adam dirsekleri üzerinde dikleşerek etrafına bakar.

Isabel bir köşede yığılmış, saçları yüzünü kapatıyorken Sam onu görünce ayılarak yerde hızla emekler ve onun yanına çöker. “Isabel? Isabel, duyuyor musun? Aç gözlerini...”

Sam yavaşça genç kadının saçlarını yüzünden çeker ve elini boynunun altına koyarak güzel meleğin başını dizlerine yaslarken Isabel yutkunarak dudaklarını aralar. “Neredeyiz?”

“Bilmiyorum. Sen iyi misin? Alnın nasıl?”

Isabel elini kaldırarak iki kaşının arasına hafifçe dokunur ve başını sallar, “Hâlâ orada. İyiyim.”

Sam rahatlayarak omuzlarını düşürürken Isabel göz kapakları titreşerek gözlerini aralar, yeşil bakışları yavaş yavaş ışığa alışır, göz bebekleri küçülürken genç kadın başını çevirerek yattığı yerden odayı inceler.

“Neden burada hiç pencere yok?”

Sam bilmediğini mırıldanır, Isabel onun bacaklarına ve yere tutunarak doğrulurken saçları omuzlarından ve sırtından süzülür. “Birisi benim gücümü kullanıp bizi buraya getirdi. Varlığını bile bilmediğim bir güç hem de. Biz bir yerden başka bir yere kolay kolay cisimlenemeyiz. Neredeyse ölüyordum...”

Sam endişeyle Isabel’in anlattıkların dinliyorken genç kadın arkasını dönerek penceresiz odada tek çıkış yeri olan kapıya bakar. “Kapının kolu yok.”

Bunun üzerine Sam de dönerek kolsuz kapıya bakar ve kaşlarını çatarak ayağa kalkarken ancak Isabel oturduğu yerde hafifçe öne düşünce genç kadının kendisine tutunduğunu anlar ve tekrar dönerek ona ellerini uzatır. “Özür dilerim, gel, bana tutun...”

“İyiyim ben—“

Sam şu anda hiç onun aksiliğini çekecek durumda değil, genç kadını belinden kavradığı gibi ayağa kaldırırken topuklularla bile kendinden kısa olan meleği tutarak hücre gibi odada etrafına bakar.

“Geldiğimiz gibi dönemeyeceğimize göre başka bir çıkış yolu bulmamız gerek—telefon!”

Sam elleriyle ceplerini yoklayarak telefonunu ararken Isabel onun üzerindeki siyah gömleğe tutunmuş, usulca konuşur:

“Elimizden almış olmalılar.”

Sam sakin olmaya çalışarak derin bir nefes alır ve elini gözlerine kapatıp alnını sıvazlayarak beklerken Isabel tüm ağırlığını ona vermiş, gri duvarlara bakıyordur. “Neden ben?”

Sam yine bilmiyorken, etrafta soracakları kimse de yok, bir süre daha öylece ayakta durmaya devam ederler.

 

 

Parti alanı kısa bir süre içinde boşaltılmış, Eliza bütün melekleri bir otel odasında toplayarak polis memurlarının kısa sorgusu için onlara destek olmuşken şimdi memurlara teşekkür ederek yolcu ediyordur.

“İyi geceler beyler, bir şey öğrenirseniz lütfen ilk önce bize haber verin. Hem cebimden, hem de direkt odadaki telefondan ulaşabilirsiniz.”

“Elbette ajan Gruniér, iyi geceler.”

Eliza kapıdan çıkıp kollarını kavuşturarak koridorda uzaklaşan adamları izlerken onların beklediği asansörün kapıları açılıp Raphael çıktığında Eliza kollarını çözerek şaşkınlıkla dikleşir. “Raphael...”

Kumral adam o tarafa gelir ve bir an için Eliza’yı kolundan tutup sonra açık kapıdan odaya girerken Catrin’in takımı olarak gelen melekler ayaklanır.

“Raphael?”

“Sen...”

“Neden buradasın?”

“Neler olduğunu biliyor musun?”

“Diğerleri nerede?”

Raphael bir anda üzerine gelen sorulara ellerini kaldırarak başını sallıyorken Eliza içeri girmiş, kapıyı kapatıyordur, sorar:

“Gabriel mi yaptı?”

Odaya bir anda zehir gibi bir sessizlik düşer ve Raphael arkasını dönerek kızgın bakışlı Bencillik Meleği’ne bakar. “Öyle düşünüyoruz.”

Bunu duyan Megan bacaklarını kendine çekip kıvrıldığı yerden ayağa fırlar, “Gabriel neden bize saldırıyor!? O da bizden değil mi!? Neler oluyor, artık biri anlatsın! Yalvarırım!”

Eliza bir şey söyleyecekken Matt’in telefonunun çalmasıyla herkes ona döner. Genç adam elindeki telefona garip bir şekilde bakıyorken herkesin bakışları altında açarak kulağına götürür. “Matt Calden—“

“Telefonu Eliza’ya ver, Calden.”

Matt cevabını bilmesine rağmen yine de kelimelerini tutamaz ve sorar:

“Kimsiniz?”

“Ah, doğru. Büyük kabalık ettim. Ben Gabriel.”

Matt bir anda yüzü beyazlayarak hızla Raphael’e baktığında hâlâ oturan melekler de ayaklanır, Raphael usulca olamayacağını fısıldarken Matt biraz fazla sessiz kalınca karşı taraftaki doygun erkek sesi tekrar konuşur:

“Boş bakışmalar kimsenin işine yaramıyor. Telefonu Eliza’ya ver, Calden.”

Matt telefonu indirip bir iki adım atarak Eliza’ya uzatırken genç kadın hızlı adımlarla ona yetişerek telefonu onun elinden söker:

“Evet?”

“Edaline[1]. Uzun zaman oldu.”

Duyduğu sesle birlikte Eliza’nın bakışları derhal Faye’i bulurken sarışın melek zaten diken üstünde duruyor, arkadaşının yüzünde okuduğu şeyle daha da gerilir.

“Bencilliğin meleği için her hayatını iki kişilik yaşamak nasıl bir duygu her zaman merak etmişimdir. Hâlâ bir şey olduğunda Leala’nın gözlerine bakıyor musun? Hâlâ o ne bilse, ne düşünse ortak oluyor musun Edaline? Ona iyi bakıyor musun?”

Eliza derhal bakışlarını kaçırarak telefona odaklanırken konuşur:

“Isabel nerede?”

“Çok uzakta sayılmaz. Eğer aklında tutabilirsen sana adresi bile verebilirim. Oyunuma sen de dahil olursan çok daha eğlenceli olur.”

“Söyle.”

“Yalnız geleceksin.”

Eliza hâlâ boşluğa bakıyorken konuşur:

“Elimden geleni yaparım.”

“Elinden gelenin en iyisini yapacaksın, Edaline. Sana güvenim tam. Dinle...”

Eliza sessizce Gabriel’in söylediklerini dinliyorken usul bir sesle onaylar, sonra bir şey söylemeden telefonu kapatıp yanında bekleyen Matt’e uzatır.

“Nerede olduklarını biliyorum...”

Megan heyecanla atılırken Eliza onun olduğu tarafa bakarak devam eder:

“Ama yalnız gitmek zorundayım. Eğer bir tuzaksa ve ben de düşersem Faye’in haberi olacaktır. Ondan sonra bir şey yapmanız gerekirse yaparsınız. Şimdilik sadece bekleyin.” Eliza üzerindeki siyah ceketin cebinden çıkardığı kablosuz aparatı kulağına yerleştirir ve telefonunu da ayarlayarak cebine bırakırken odadaki sessiz topluluğa döner. “Ben gelene kadar Raphael ve Matt hepinize olanları anlatır.”

Matt ne olduğundan pek emin değil, ama başını sallarken Eliza dönerek kapıya ilerler ve arkasına bakmadan dışarı çıkarken ardında bıraktığı Faye o tarafa güçsüz bir adım atar, ancak, bir şey yapmaması gerektiğini biliyor, orada kalır ve kapının kapanmasıyla çözülen meleklerin hareketlerini izler...

 

 

Arela

*

Melekler arasında, ruhlarının birbirine bağlı olması durumu Kader Bağı olarak isimlendirilir ve bu bağa sahip olan melekler bağlı oldukları diğer gücün bütün varlığını (düşünce, acı, zevk, vb.) paylaşırlar.

 

Kader Bağı, meleklerin yeryüzüne inmesiyle ortaya çıkmış en eski oluşumlardan biridir ve nesilleri bir arada tutmak, onları daha güçlü kılmak adına çok faydalı bir durumdur. Bu bağ melekler arasında doğuştan oluşabileceği gibi, yaşadıkları güçlü bir paylaşım sonrasında da ortaya çıkabilir.

 

Kader Bağı bir ceza ya da ödül olarak algılanmamalı ve güçlere bağlı olarak ödenen bedellerle ya da Ruh Eşi kavramıyla karıştırılmamalıdır.

 

 

{ Nickelback – Savin’ Me }

 

Eliza siyah jipini verilen adresteki üç katlı taş binanın önünde park eder ve kapıyı açıp dışarı çıkarken önündeki taş yığını yapıya bakar. Gri tuğlalarla örülmüş binada her kattaki pencereler ayrıca bir duvarla içten kapatılmıştır. Eliza bunun nasıl bir oyun olduğunu bilmiyor, ama bitirip sonunu görmek için de fazla vakti yokken anahtarları cebine atıp kilidi kopuk apartman kapısından içeri girer...

 

*

 

“Gabriel, yeryüzündeki meleklere yol göstermek için aşağı inen dört büyük melekten biri. Benim gibi...”

Raphael karşısında oturan Megan’a bakarak çok merak edilen hikayeyi anlatıyorken bütün yaşanmış şeyleri bilen Faye bir köşede oturmuş, sessizce yer döşemelerindeki rastgele şekilleri izliyordur.

“Biz, yani dört büyük melek, Gabriel, Michael, Raphael ve Azrael, yeryüzüne indiğimiz anda kendi kurallarımızı bırakıp Arela’yı kendimize kılavuz ediniriz ve onun yasakladığı her şeyden aynı şekilde sorumlu tutuluruz. Güçlerimiz sınırsızdır, ama kurallar onları kısıtlıyorsa kullanmamız yasaktır.”

Megan belli belirsiz başını sallarken Raphael her meleğin bildiği kısımları olabildiğince hızlı geçmeye çalışarak asıl merak edilene gelir:

“Arela’nın en önemli iki kuralı bir meleğe ya da ölümlüye zarar vermemektir ve Gabriel bu kuralların ikincisini yıktığı için öncelikle Yeniden Doğum Döngüsü’nden, sonra da Cennet’ten kovuldu.”

Megan ve bu gerçeği duyduğunda gerilerek oturduğu yerde dikleşirken, Gabriel’in sürgününden haberi olan Faye gözlerini kapatarak kendi nefeslerini dinler...

 

*

 

Eliza ilk iki kattaki bütün daireleri kontrol etmiş, tekrar merdivenlere doğru gidiyorken bir anda arkasında gerilip patlayan bir şeyin sesiyle o tarafa döner ve kapısı açık olan bir daireden büyük bir basınçla içeri dolan dumanı gördüğünde, daha da önemlisi kokladığında, küfrederek en üst kata çıkan merdivenlere koşturur.

“SAM! ISABEL! DUYUYOR MUSUNUZ!?”

 

*

 

“Gabriel kendinin ve ruh eşinin üzerine konulan bir lanet yüzünden ölümlü bir çingene kadının canını aldığı için Yüce Divan tarafından ağır bir şekilde cezalandırıldı. Azrael, Ölüm Meleği, bizzat kardeşimizin canını kendi eliyle aldı ve ona verilen Öz Noktası’nı da silerek onu sonsuzluğa sürgün etti.”

Megan dehşetle bütün soyunun en kara öyküsünü dinliyorken yutkunarak yan tarafta, annesinin yanında oturmuş, ona yaslanarak sessizce oturan Faye’e bakar. “Senin ruh eşin miydi?”

Faye gözlerini açtığında Megan’ın mavi gözleriyle karşı karşıya gelir ve sadece başını sallayarak cevap verirken Megan içi parçalanarak tekrar Raphael’e döner, kıyametin habercisi olan melek devam eder:

“Gabriel’in sürgününden önce çok olay yaşandı. Nesiller birbirine düştü. Karara bağlı olanlarla, Gabriel’i destekleyen, Leala ve onun üzerine konulmuş lanetin cezasının ancak ölüm olabileceğini savunan melekler ve kıdemliler birbirlerine düştüler. Sonuç olarak Gabriel’in sürgün edilmesine, Leala’nın da ruh eşiyle yaşadığı hayatları bütün varlığı boyunca hafızasında bir bedel olarak taşımasına karar verildi. Edaline ve Leala’nın Kader Bağı’yla bağlanması da o zamanlara denk gelir...”

Ay Meleği’nin gözleri dolmuş, yumrukları farkında olmadan karnına bastırıyorken güçsüz bir sesle mırıldanır:

“Gabriel onu cezalandıran meleklerden intikam almak için mi döndü? Bunu mu açıklamaya çalışıyorsun?”

Raphael onayladığında Megan sorar:

“Öz Noktası olmayan bir melek nasıl yeniden doğar? Hem de Azrael’in bizzat canını aldığı bir tanesi!”

Raphael’in nazik yüzündeki yeşil bakışları kötü haberlerle bulutlanmışken yumuşak hatlı yüzünde endişenin çizgileri sayılıyordur.

“Bir meleğin kendi nesline karşı beslediği intikam onu sürgüne gönderdiği gibi geri getirecek kadar karanlık da olabilir. İntikam ve kin, Lucifer’in yeryüzüne indirdiği karanlıkların başını çeker. Bizim gücümüz ne kadar aydınlıksa onun karanlığı bazen aramızdan birini yutup yanına alabilir—“

“Gabriel şeytanla iş birliği mi yapıyor?!”

Raphael buna kesin bir cevap veremiyorken Megan’ın sorusunun odanın üzerine bıraktığı sessizlik Faye’in acı çığlığıyla bir anda bıçak gibi kesilir.

“ELIZA!”

 

*

 

“HÂLÂ AYIK MISINIZ!? BAĞIRIN!”

“ELIZA!”

“BURADAYIZ! KAPI AÇILMIYOR!”

Eliza duyduğunu belirtircesine kapıyı tekrar yumruklar ve öksürerek el yordamıyla kolu ve kilidi kaybolmuş kapının üzerinde bir şeyler bulmaya çalışırken bu kahrolası duman her neyse gözlerini ve bütün boğazını yakıyor, ciğerlerini doldurdukça patlayacakmış gibi hissettiriyordur. Eliza bir an için gözlerini kapatarak nefesini tutar, ama tekrar açtığında gözlerinin önündeki her şey kaymaya başlayınca küfrederek yere yığılır ve o anda bir yerlerde oldukça güçlü bir şey patlarken güçsüz melek gözlerini kapatır.

 

 

“Ne oluyor, Faye? Ne hissediyor?”

Faye ayağa fırlamış, bir sağa bir sola dönüyorken parmakları boğazında dolaşıyordur.

“Nefes alamıyor, boğuluyor!”

Raphael genç kadının kollarından tutarak sağa sola gitmesini engellerken Faye başını kaldırarak onun gözlerine bakar. “Eliza ölüyor—“

“Hayır, ölmüyor. Nereye gittiğini biliyor musun? Görebildin mi?”

Faye başını sallar ve arkada onun tek bir lafını bekleyen meleklere bakarken Benn çoktan bütün polis merkezini ayaklandırmıştır. “Nasıl gidileceğini tarif edebilirsen bütün ekipler hazır bekliyor—“

Faye telaşla başını iki yana sallar, “Hepsini öldürür, hayır! Ben gideceğim—“

“Hayır!”

Faye dönerek annesine bakarken Catrin kesinlikle kabul etmeyeceğini söyler. “Oraya adımını bile atmayacaksın, Faye. Hayır—“

“Benim gitmemi istiyor, beni bekliyor!” Faye elini göğsüne bastırmış, annesine bakıyorken tam kalbinin üzerindeki Öz Noktası sızlıyordur, daha usul bir sesle konuşur, “O yüzden Eliza’yı istedi. Ona bir şey olursa benim gideceğimi biliyordu. Beni istiyor, anne. Ben gidersem bitecek.”

Catrin hâlâ itiraz ediyorken uzanarak kızını tutup yanına almak ister, ama Faye hızla geri çekilir, arkasındaki Raphael’e çarptığında ona döner. “Sen beni anlıyorsun, Raphael!”

“Gabriel’in istediğinin bu olduğundan emin olamayız—“

“Üçünü de oradan çıkarabilirim!”

“Sen de orada kalabilirsin! Gabriel oradaki diğer canları umursar mı sanıyorsun?!”

Ben onu tanıyorum! Gabriel, Lucifer’le iş birliği yapmıyor!”

Raphael bilmediğini söyleyerek ellerini saçlarından geçirirken Faye onun kollarına vurarak güçlü meleğin ellerini indirir ve kendi parmaklarını dalgalı saçların arasından sokarken Catrin onun ne yapmaya çalıştığını anlamış, atılır ama son anda bir duvara çarparak geri düşerken Dorian genç kadını tutar. “Bırak, Catrin.”

“Hayır, Faye! Yapma!”

Catrin kendini saran kolları iterek kızına ulaşmaya çalışırken Raphael dengesini kaybetmeden hemen önce elini kaldırır ve gelmemesini mırıldanarak yere yığılırken bu sefer yeryüzündeki meleklerden biri, dört büyüklerden birinin gücünü kullanarak ortadan kaybolur.

 

 

Faye belirdiği yerde dizleri üzerine düşerken eli hâlâ kalbinin üzerinde, acıyla inleyerek yere yığılır, sırt üstü döner ve nefeslerini düzenlerken yeşil gözleri tavanda dumanlar içinde parlayan lekeli ışıklarda, bacaklarına güç dolmasını bekler.

Sadakat meleği birkaç dakika sonra yere tutunarak doğrulurken her adımda daha net görüyor, öksürerek elini ağzına kapatır. Birkaç adım sonra yerdeki Eliza görünürken Faye koşturarak arkadaşının başına çöker, saçlarını yüzünden çekip başını kucağına alırken hâlâ kalbinin atıp atmadığını kontrol eder, zayıf bir ritm sarışın meleğin parmakları altında atmaya devam ediyorken Faye uzanarak yanındaki kapıyı yumruklar. “ISABEL! SAM!”

Meleğin sesine karşılık diğer taraftan hiçbir cevap gelmeyince Faye öksürerek dumanla kapanmış koridora döner. “Gabriel! Lütfen onların canlarını bağışla! Lütfen! Ben buradayım, geldim! Gabriel!”

Faye bir an sonra başından tutulduğunda nefesi kesilerek gözlerini kapatır, o da Eliza’nın omuzlarına asılırken birazdan onu tutan eller inerek boynuna düşer, arkasındaki adamın sesi yanağına çarparken Faye orada ölüp sonsuzluğa kavuştuğuna emin olur.

“Döndüm, sevgilim...”

 

 

Faye başını çevirerek yanındaki adamın yüzüne bakarken Gabriel’in küllü sarı saçlarına zıt koyu kahverengi gözleri hiç sönmemiş bir ateşle önündeki kadını izliyordur. Her geçen saniye etraftaki duman dağılıyor, nefes almak daha kolay oluyorken Faye uzanarak karşısında capcanlı duran adamın yüzüne dokunur. Cennetten kovulmuş meleğin onunla beraber dönen bedeninde taşıdığı köşeli yüzü, kalemle çizilmiş gibi duran dudakları, burnu, kaşları, hatta sol kaşının üzerindeki iki belli belirsiz ben bile hâlâ oradayken Faye gözleri dolarak parmaklarının ucuyla, bağlı olduğu adamın dudaklarına dokunur.

“Döndün...”

Gabriel başını sallar ve sevgilisinin ellerini tutarak onu Eliza’dan ve kilitli kapıdan uzaklaştırırken Faye ayağa kalktığında dönerek yerdeki arkadaşına bakar.

“Onları geri gönder.” Genç kadın döner ve yemyeşil gözleriyle Gabriel’e bakar, “Lütfen...”

“Sen nasıl istersen, ne istersen...”

Faye aralık dudaklarından küçücük bir nefes alır, saçlarını okşayan eller hafifçe yanaklarına indiğinde Gabriel eşinin dudaklarına uzanır, meleklerin gözleri kapanıp ruhları birleştiğinde esirler serbest kalır...

 

 

Polis araçları binayı sarmış, her yerde ışıklar ve üniformalı adamlar dolaşıyorken onların arasında olan Benn ne göreceğini bilerek etrafını inceliyordur. Bir an sonra genç adamın gözüne daha önce orada olmayan üç beden takıldığında Benn dönerek arkasındaki ekiplere seslenir:

“Dışardalar! Bu taraftan!”

Arkadan gelen ekipler kendi aralarında az önce onların orada olmadığını söylüyorlarken Benn aldırmıyor, ölümlülerin şüphelerinin kalıcı olmadığını biliyorken binanın en karanlık yerinde yığılmış üç bedenin yanına eğilip önce Sam’in nabzını kontrol eder.

“Yaşıyor. Diğerleri?”

Diğer memur da olumlu cevap verirken kalkarak ilerdeki sağlık görevlilerine gelmelerini işaret eder. Benn ve arkadaşı yerdeki üç insanın başından çekilirken sarışın adamın gözleri Faye’i arıyor, başını kaldırarak duvarla kapatılmış pencerelere bakıyorken belindeki telsizden gelen sesle başını eğer.

“Bina temiz. İçerde başka adam yok. Tekrarlıyorum, bina temiz. Tamam.”

Benn iç çekerek elini alnına bastırırken yanındaki arkadaşı konuşur:

“Bir pislik daha elimizden kaçtı desene.”

Benn başını sallar, “Şimdilik öyle görünüyor. Gidip polis bandındakilere yardım etsene, orada bir şeyler dönüyor.”

Diğer memur dönerek arabaların arkasından çekilmiş sarı polis bandının oraya ilerlerken Benn çenesini sıvazlayarak bir süre daha boş araziyi izler...

 

 

{ Javier Navarrete – A Tale }

 

Eliza yumuşak bir şeyin üzerinde yattığını fark ettiğinde yavaşça gözlerini açar. Temiz hava ve loş bir ışık onun yorgun bakışlarını karşılarken genç kadın biraz sonra elini birinin tuttuğunu hissedince başını sağa çevirir ve Catrin’i görür.

“Bitti mi?”

Catrin başını sallar, ama Eliza onun ağlamaktan kızarmış mavi gözlerini çoktan fark etmiş, genç kadının elini hafifçe sıkarak sorar:

“Onunla gitti, değil mi?”

Mucizelerin meleği yine başını sallarken Eliza derin bir nefes alarak bir an için gözlerini kapatır, başını çevirip tekrar gözlerini açtığında konuşur:

“İyi, bir şeyi yok. Biraz korkuyor, ama daha çok mutlu...”

“Raphael’in gücünü çalarak senin yanına geldi. Yapmamasını söylememe rağmen.”

Eliza hafifçe gülerek başını tekrar Catrin’e çevirir. “Kızın aşık, Catrin. Daha önce görmediğin bir şey değil.”

Güzelleri güzeli Catrin yorgun, sarı saçlarında bile artık güneş batmış, hayatları aşarak yanında tuttuğu kızının dönmesini istiyorken mırıldanır:

“Bu aşkı daha önce gördüğüm için korkuyorum.”

“Faye onun intikamını törpüler, merak etme—“

“Ben kızımı cennetten kovulmuş meleklerin emellerini yüceltsin diye doğurmadım. Sen şimdi sus ve dinlen, hadi...” Catrin uzanarak ikinci kızının saçlarını okşar ve üzerindeki örtüyü biraz daha göğsüne çekerek kapatırken bu hayatta kendine ait bir ailesi kalmamış olan Eliza gözlerini kapatır, ama tekrar uykuya dönmeden önce sorar:

“Isabel ve Sam?”

“İyiler, onların da başında bekleyenleri var.”

Eliza gülümseyerek hafifçe başını sallar ve tekrar uykuya dalarken Catrin, kızına bağlı olan ruhun yanında oturmaya devam eder.

 

 

Sam ayaklarının ucunda bir meleğin oturduğundan habersiz, sessizce uyuyorken onun uyanmasını bekleyen güzel melek gözünü kırpmadan arkadaşını izliyordur. Megan bugün yaşadığı korkuyu tarif edemiyor, Sam’in oradan sağ çıkamayacak olması fikri hâlâ kanını donduruyorken genç kız uzanarak sanki orada olduğundan emin olmak istermiş gibi Sam’in elini tutar.

“Megan?”

Siyah saçlı melek dönerek kapıdaki Matt’e bakarken elini Sam’in elinden çeker ve yataktan kalkıp kapıya ilerler. “Uyuyor, ama sabah uyandığında bir şeyi kalmayacakmış. Doktorlar öyle söyledi...”

Matt gülümseyerek memnun olduğunu söylerken koridorun biraz ilerisindeki kahve makinesini göstererek sorar:

“Bir şeyler içmek ister misin? Hatta kafeteryaya inip biraz bir şey atıştırırız.”

“Bilmiyorum...” Megan dönerek yataktaki Sam’e bakar, “Uyanırsa burada olmak istiyorum...”

O sırada yan tarafta, Isabel’in odasına giden bir hemşire Megan’ın arkasındaki yatakta uyuyan genç adama bakarak gülümser. “Arkadaşınız sabaha kadar uyanmaz. Siz de yataklara düşmeden önce bir şeyler yeseniz iyi olur, renginiz çok soluk. Yoksa getirip kolunuza serum mu takayım?”

Megan gülümseyerek “Hayır...” der ve hemşireye bir şeyler yiyeceğine söz verip Isabel’in yanına gönderdikten sonra Matt’e döner. “Gidelim o zaman, ne yapalım...”

Matt memnun olmuş, onu önüne katarak merdivenlere giderken Sam günün yorgunluğunu uzun uykusunda çıkarmaya devam eder.

 

 

Hemşire içeri girdiğinde Mace yatağın başında eğildiği yerden doğrulur, tekerlekli iskemleyi iterek Isabel’in yanından kalkarken hemşire teşekkür ederek genç kadının kanını almak için eğilir.

“Önemli bir şeyi yok, ama yine de sabaha kadar düzenli kontrol ediyoruz.”

Mace başını sallar ve işin bitmesini beklerken eli çabuk hemşire birkaç dakika içinde eşyalarını toplayıp dışarı çıkar. Mace tekrar iskemlesine oturarak Isabel’in başına uzanırken genç kadın yüzünü buruşturarak uykusunda bir şeyler mırıldanır:

“Sen dayanamazsın... Sam... Aptal...”

Mace gülümseyerek uykusunda bile aksi olan güzelliğin solgun saçlarını okşarken Isabel başını onun dokunuşuna çevirerek zaten solgun olan yüzünde neredeyse şeffaf olan göz kapaklarını açıp hafifçe gözlerini aralar. “Konuştum mu ben?”

“Biraz...”

Isabel başını hafifçe eğerek kısık gözlerinin arasından koluna bağlı olan seruma bakar. “Kolum acıyor.”

“Geçecek, hadi biraz daha uyu.”

Isabel başını düzelterek gözlerini tekrar kapatırken sorar:

“Sam iyi mi?”

“İyi, uyuyor.”

“Çok aptal.”

Mace bildiğini söyleyerek gülümserken Isabel yatakta yanında duran sol elinin avcunu açar, Mace elini koyduğunda parmaklarını kapatırken yanından ayrılmayan genç adam, aksi meleğinin uykulu gözlerinden akan bir damla yaşı silerek onun yanında oturmaya devam eder...

 

* * *

 



[1] İngilizce’de ‘asil’ anlamına gelir.